3 Aralık 2016 Cumartesi

Küçük Yaş Çocuğuna Müzik Dersi Vermek Herkesin İşi Olmamalı!

Müzikle İlgili Anne Notları
·         1 ay devam edilen kendisini bateri öğretmeni olarak tanıtan bir örnek
Yanlış: Bateri öğrenmek isteyen 5 yaşındaki çocuğa bateri nasıl bir enstrümandır daha tanıtmadan ritim öğretmek
Yanlış: Çocuğa her 5 dakikada bir sıkıldın mı? "Bugün yorgunsun galiba" diye ruhunu karartmak. Derse çok istekli gelen çocuğa, "bugün çok yorgun galiba" diye bahane bularak erken bitirmek.
Yanlış! 1 ay sonunda devamlı "sıkıldın mı" diyen hocanın "yaa işte bateri böyle zor bir enstrümandır" diye son noktayı koyması.
·         Tek ders devam edilen bir sonraki bateri dersi örneği
Doğru: Bir önceki öğretmenin bateriyi tanıtmadan ritme geçtiğini eleştirmesi
Yanlış: 5 yaşındaki çocuktan her gün günde 2 saat boyunca sağ sol baget alıştırması beklemek
Yukarıdaki meydana gelen yanlışlar sonunda müziğe bir yıl ara verdik. Bu sene yeniden bir girişimimiz oldu. Başlarken oldukça zor bir süreçti. Korktum bir daha başlamayacak diye.
·     Şimdi Tuna Ablaya (Tuna Pase) devam ediyoruz. Çocuğu karşılaması, onunla empati kurması, ne istediğini bilmesi. Mutluluk kaynağı birisi.

·         Yanlış: Okuldaki öğretmenimizin tek dersteki solfej öğretimi. 1 saatteki derste beklenenler: sol anahtarı çizimi ve notaların porte üzerinde işaretlenmesi ve isimlerinin yanına yazılması gibi 1. sınıf çocuğundan beklenen çok yüksek beklenti. Defterdeki görüntüyü görünce tüylerim diken diken oldu! Dilerim yanılıyorumdur.  

11 Aralık 2015 Cuma

Çocuk Yogası

"Çocuk Yogası, oyunla yoga arasında her ikisinden de ortak özellikler taşıyan bir yoga türüdür. Çocuklar oyun sırasında pek çok bilgiyi deneyerek öğrenir. Çocuk Yogası özellikle çocukların eğlenerek öğrenmelerini amaçlar. Çünkü çocuklar eğlenerek öğrenebilirler. Çocukların dikkatlerini ve enerjisini toplamasına, arkadaşlarına katılma ve paylaşma isteği duymasına, kendini bedensel ve duygusal olarak tanımasına, fikirlerini söylemesine, yaratıcılıklarını kullanmasına yardımcı olur. Çocuk Yogası hareketleri sırasında çocuklar başka bir kimliğe büründüklerinde yeni kimliklerinin yerine düşünebilir, hissedebilirler. Böylece sağlıklı iletişim kurabilir, empati duygularını geliştirebilirler. Dünya’yla ilgili güzel bilgiler öğrenirler. Nefeslerini sakince yönetebilmeyi, yoga duruşlarıyla omurgayı güçlendirip dengede durmayı sağlayabilirler."




27 Mayıs 2015 Çarşamba

Psikososyal Gelişim Evreleri İlgili Dönemde Çözümlenemezse Ne Olur?

Psikososyal gelişim, kapsamlı değişim alanlarından olan kişilik değişimi, benlik yapısını, doğru ve yanlışa ilişkin sağduyu gelişimini, sosyal ve duygusal değişim ilkelerini ve zamanlanmasını içerir.

Erik Erikson, psikososyal gelişim kuramını sekiz kritik dönemde toplamıştır. Her dönemde de atlatılması gereken bir kriz, bir çatışma bulunmaktadır.
Sağlıklı bir kişilik kazanmak için gelişim evrelerinin başarılı bir şekilde atlatılması, kendinden sonraki evre için olumlu temel oluşturur. Eğer bir evredeki kriz tam olarak çözümlenemez ise birey, o döneme takılıp kalır. Yaşamının daha sonraki dönemlerinde de bu kriz çözümleninceye kadar sorun yaratır. Örneğin bebeklik çağı krizi olan güvensizlik, ergenlik çağı krizi olan kimlik karmaşası yetişkinlik dönemlerinde gözlenebilir.

ERİKSON’A GÖRE PSİKOSOSYAL GELİŞİM EVRELERİ

0-1 yaş temel güvene karşı güvensizlik
Bu dönem 0-1 yaşı kapsar. Bebekler, çevrelerindeki dünyaya güvenebilecekleri ya da güvenemeyeceklerine ilişkin temel duygular edinirler. Bir yaşına kadar çocuğun ihtiyaçlarının doyurulması, büyük ölçüde anneye bağlıdır. Annenin çocuğun ihtiyaçlarını giderirken onu sevmesi, okşaması, sıcaklığını hissettirmesi, ilgilenmesi, çocukta güven duygusunun temellerini oluşturmaktadır. Annesinin kendisini sevdiğinden emin olan çocuk, annesine, çevresindeki dünyaya güvenir, kendini sevilmeye değer bulur. Annesi tarafından reddedilen, soğuk davranılan, ihtiyaçları yerinde ve zamanında karşılanmayan çocuk, kendisine ve çevresindeki dünyaya karşı güvensiz olur. Bu güvensizlik, ileride olumlu bir şekilde çözümleninceye kadar, tüm gelişim dönemleri boyunca devam eder.

2-3 yaş özerkliğe karşı kuşku ve utanç

Bu dönem on ikinci aydan itibaren üç yaşına kadar sürer. Genellikle çocuklar bu dönemde yürürler, başkalarıyla iletişim kurabilecek kadar konuşurlar. Çocuklar kendi çevrelerini kontrol etmek, güçlerini göstermek isterler. Yapabilecekleri ve yapamayacakları konusunda ana baba ve çevrelerindeki kişileri test ederler. Önceki dönemde temel güven duygusunu kazanmış çocuklar için, bu dönemde esnek ve çevresini özgürce keşfedebileceği ortamlar sağlanmalıdır. Çocuğun kendi kendine yemek yemesi, eşyalarını toplaması, giyinmesi, soyunması, giysilerini seçmesi, karşılaştığı bazı problemleri çözmesi desteklenmelidir. Bu yönde desteklenen çocukların bağımsızlık duygularının temelleri atılmış olur. Buna karşılık sürekli olarak sınırlandırılan, aşırı derecede korunan, çok sıkı kontrol edilen çocuklarda kendi yeteneklerinden şüphelenme, kendinden utanma duyguları oluşabilir.

3-6 yaş girişimciliğe karşı suçluluk

Bu dönem üç yaşından altı yaşına kadar sürer. Çocuğun motor ve dil gelişimi düzeyi, onun çevresini daha fazla araştırmasına, daha fazla girişken olmasına olanak verir. Çocukta hareketliliğin artmasıyla, problem oluşturan davranışları da artar. Çocukta girişkenlik duygusunun gelişebilmesi için, değişik yaşantılarla çocuğun kendisini keşfetmesine imkân sağlanmalıdır. Çok sık azarlanan ve engellenen çocukta suçluluk duygusu gelişmektedir. Girişkenliği cezalandırılan çocuk, gerek bu dönemde gerekse yaşamın gelecek dönemlerinde yaptıklarının yanlış olduğunu düşünüp suçluluk duyabilir. Çocuğun yapması ve yapmaması gerekenler konusunda bir denge kurularak girişkenlikleri desteklenmelidir. Çocukların çabaları desteklendiğinde, çalışma ve başarılı olma davranışları gelişir. Aksi takdirde sürekli olarak yaptıkları eleştirilen, desteklenmeyen, beğenilmeyen çocuklar, yaptıklarının değersizliğine inanarak aşağılık duygusu geliştirilebilir.
Örnek olay: İlkokul çağlarında bir çocuğa öğretmeni ”Sen sakın matematikle ilgili bir alan seçme, başarılı olamazsın.” der. Daha sonra tüm derslerden başarılı olan bu çocuk matematikte bir türlü başarılı olamaz, ilkokul öğretmeninin söyledikleri onu engeller. Lisede matematik dersinin öğretmeni, öğrencileri yüreklendirir ve herkesin matematiği öğrenebileceğini, başarılı olabileceğini söyler. Bu çocuk cesaretlenir ve matematikte başarılı olur. Bugün bu çocuk Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nden mezun bir inşaat mühendisidir.

7- 11 yaş çalışma ve başarılı olmaya karşı aşağılık duygusu
Çocuk bu dönemde tek başına bir şey yapamayacağını sezerek başkalarıyla iş birliği kurmaktan ve birlikte çalışmaktan haz almaya başlamıştır. Çocuk, artık ortaya çıkardığı ürünlerle başkaları tarafından tanınmak ister. Başarılarından gurur duyma ve zevk alma duygusu gelişmiştir. Bu dönemin tehlikesi çocukta aşağılık duygusu ve yetersizliğin gelişmesidir.

12- 18 yaş ergenlik dönemi kimliğe karşı kimlik bocalaması
Bu dönem 12- 18 yaşları kapsar. Ben kimim?” sorusu çok önemli bir hale gelir. Ergen ana- babasından çok, akran gruplarından etkilenir. Öğretmen ve ana- babalar, ergene yetişkin gibi davranmalı; onunla sevgi ve saygı temeline dayalı bir dostluk kurmalıdır. Erikson’a göre bu dönemde ergen, başarılı bir şekilde kimlik çözerse, kendisine güvenen, kendinden emin bir kişi olarak yaşamını sürdürebilir.
ve başarılı olur. Aksi takdirde yaşamın gelecek dönemlerinde de bu kriz çözümleninceye kadar sürecektir. Örneğin; ne yapmak istediğine karar veremeyen, bir işten diğerine atlayıp bocalayan, çocuk gibi davranan yetişkinler, henüz kimlik kazanma krizini çözümleyememiş kişilerdir.

İlk yetişkinlik dönemi yakınlığa karşı uzaklık
Bu dönem, 18- 26 yaşı kapsar. Ergenlik döneminde kimliğine kavuşan kişi, artık kimliğini kaybetme korkusuna kapılmaksızın başkalarıyla dostluklar kurabilir, karşı cinsten ilişkilerde arkadaşlık ve sevgi ağırlık taşır. Bu dönemi sağlıklı atlatan kişi güvenli bir şekilde sevgiyi verme ve alma gücüne sahip olur. Başkalarıyla dostluk ilişkisi kurmada güçlük çeken genç psikolojik bir yalnızlığa sürüklenebilir.

Yetişkinlik dönemi üreticiliğe karşı durgunluk
Bu dönem, orta yetişkinlik yıllarını kapsar. Daha önceki dönemlerini başarılı olarak atlatmışsa; birey üretken, verimli ve yaratıcıdır. Bunlardan yoksun olan bireyler, bir işe yaramama duygusuna kapılabilir ve durgunluk dönemine girebilirler. Çevreye kayıtsız kalıp mutsuz olabilirler.

Olgunluk dönem benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk
Bu dönem ileri yetişkinlikteki yaşları kapsar. Birey bu dönemde ya önceki yedi evrenin birikimi sonucu benliğini tam olarak bulmuş, güvenli, mutlu, topluma etkin uyum sağlayabilen, aranan, sevilen ve sayılan kimsedir. Ya da umutsuz, uyumsuz, hırçın, aksi bir insan görünümündedir.
Erikson insanlar tarafından izlenilebilen sağlıklı olan bireyin ardışık belirlenmelerinden oluşan bir gelişim süreci yaşayacağı görüşünü belirtmiştir. Bu evrelerde kişi, temel ve yeterli kişilik gelişimini kazanır veya belli krizlerle gelişimi engellenir.

Erikson, psikososyal kuramının evrelerini gelişim krizleri olarak adlandırır. Buna göre her bir kriz dönemi gelişim için fırsatlar oluşturur. Her bir krizin başarılı çözümlenmesi, kişinin toplumun sağlıklı bir üyesi olmasını sağlar. Ayrıca bu krizler potansiyel gelişim risklerini de beraberinde taşır. Belli kritik dönemlerdeki krizler çözümlenmezse kişi, gelişimsel olarak bir sonraki evreye eksik olarak geçiş yapar. Bu nedenle bir evredeki krizin başarıyla çözümlenememesi bir sonraki gelişim evresini olumsuz olarak etkiler.
Erikson’un psikososyal gelişim kuramına göre insan, yaşamı boyunca sekiz gelişim döneminden geçmektedir. Erikson yaptığı araştırmalar ve gözlemler sonucu insan yaşamının tümünü kapsayan sekiz gelişim krizi belirlenmiştir. Bu nedenle Erikson’un kuramı yaşam boyu bir kuram olarak değerlendirilir. Bireyin herhangi bir gelişim dönemindeki amaçlarını gerçekleştirebilmesi için, o dönemde karşılaşmış olduğu çatışmaların ya da karmaşaların çözümlenmesi ile benliğe yeni bir özellik katılmaktadır. Bir dönemdeki karmaşalarla baş etmedeki başarısızlık daha sonraki dönemlerde telafi edilebilir.Uygun çevresel koşullar sağlanıldığında yaşanılan başarısızlıkların kişilik gelişimi üzerindeki, kötü izleri silinebilir.


Kaynak: Can, G. (2000) "Çocuk Gelişimi Kuramları, Çocuk Gelişimi ve Psikolojisi 1, Eskişehir AÖF Yayınları
Doç Dr. Durmuş Kılıç (2015) Çocuk Gelişimi Sosyal Gelişim Atatürk Üniversitesi AÖF Yayınları

2 Nisan 2015 Perşembe

Bireylerin Öğrenme Stilleri

Görsel Öğrenme Stiline Sahip Bireylerin Özellikleri:
- Tertipli, düzenli defter ve kitaplarına karşı aşırı titizdirler.
- Çok hareketli olmadıkları için sınıfta sorun oluşturmazlar.
- Öğretmeni gözleriyle takip ederler. Sınıf içerisindeki ufak kusurlara bile duyarlıdırlar.
- Ödevlerini itinayla yaparlar,kendi kendilerine kurallar belirlerler. Mesela başlıkları kırmızıyla, alt başlıkları farklı renklerle yazarlar. Defterlerinde karalama olmaz.
- Sözlü talimatları takip etmekte zorlanırlar. Talimatlar ne kadar uzun olursa o kadar güçlük çekerler. Bu yüzden talimatların tahtaya yazılmasını isterler. - Kurallara uymak ve disiplinli olmak en önemli özellikleridir. Kuralları tam olarak öğrendikten sonra kendilerini rahat hissederler.
-Gördüklerini hatırlarlar. Genellikle gördükleri şeyleri görüntü olarak belleğe kaydeder ve görüntü olarak hatırlarlar.
- Çok az yazım ve noktalama hatası yaparlar.
- Üç grup içerisinde en başarılı öğrenci grubudur. Ancak işitsel özellik taşımazlarsa, ahenkli ve güzel okuma konusunda başarılı olamazlar.

İşitsel Öğrenme Stiline Sahip Bireylerin Özellikleri:
  - Kendi kendine konuşurlar. Bu nedenle arkadaşları ve öğretmeni tarafından sürekli uyarılırlar.
- Sessiz okuma konusunda sıkıntı yaşarlar çünkü kulaklarının duymadığını anlamakta zorlanırlar. Okuduklarını anlamaları, okuma işlevinin yerine getirilmesi için okuduklarını işitmeleri şarttır.
- Konsantre olabilmeleri için hiçbir sesin olmaması gerekir, ancak o anda kendi kendilerine konuşabilirler.
- İşitsel öğrenciler en iyi işiterek öğrenirler ancak öğretmenin dersi anlattığı sırada konuşuyor olma ihtimalleri nedeniyle dersi kaçırırlar.
- Yabancı dil öğrenmeye yatkındırlar, özellikle konuşma ve dinleme becerileri çok iyidir. Fakat okuma ve yazma becerilerinde güçlük çekerler.
- Konuşmayı seven bu öğrenciler sınıfta mümkün olduğunca çok konuşmak isterler ve bu olanağı bulamazlarsa sürekli yanındakileri de konuştururlar. Bu tür öğrencilerin konuşma istekleri karşılanmalıdır aksi taktirde dersi hiç dinlemezler.
- Öğrenirken konuşarak veya sesli okuyarak öğrenirler ve hatırlarken de aynı şekilde biri kendilerine okuyormuş gibi hatırlarlar.
- Problem çözerken sesli düşünmelerine izin verilmelidir. Bu problemde verilen ve isteneni kavramaları için gereklidir.

Kinestetik (Dokunsal) Öğrenme Stiline Sahip Bireylerin Özellikleri:
- Kinestetik/dokunsal öğrenciler özellikle anne ve babası da kinestetik/dokunsal ise okulda çok zorlanırlar. Çünkü onlar oturdukları yerde uzun müddet duramazlar.
- Parmak kaldırmak ve öğretmenin kendisini görmesini beklemek onlar için çok zor hatta gereksiz bir zaman kaybıdır. Onlar derhal harekete geçer ve amaçlarına ulaşırlar.
- Öğretmenin “tahtayı kim silecek” demesi kinestetik/dokunsal öğrencinin burnunun dibinde bitmesi için yeterlidir.
- Kinestetik öğrencilerin zorluğu görsel ve işitsel mesajları tam olarak algılayamamalarından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle öğretmenin çöp kutusunu göstererek (görsel mesaj), “lütfen çöpünüzü bu kutuya atın “ (işitsel mesaj) demesi kinestetik öğrenciler tarafından algılanamayabilir.
- Kinestetik/dokunsal öğrencinin bizzat paspasın üzerinde öğretmenle birlikte ayaklarını silmesi yada kalemini öğretmeni ile birlikte çöp kutusunun yanında açması mesajın anlaşılmasını sağlar.
- Kinestetik/dokunsallar kas belleğine sahiptirler ve ancak yaparak algılayabilirler.
- Bir iş yapılırken kinestetik/dokunsal öğrencinin elinden tutmalısınız, ona bir şey anlatırken omuzuna elinizi koymalısınız. Bu davranışlar mesajın kinestetik/dokunsallar tarafından anlaşılmasını kolaylaştırmaktadır.
- Onlar için en kolay iletişim dokunmaktır. Görsel mesaj ve güzel sözler kinestetik/dokunsallar için yeterli değildir.
- Sudan bahanelerle öğretmenden kalkmak için izin isterler, 5 ya da 10 dakika sonra başka bir izin için parmaklarını yeniden kaldırırlar. Öğretmen bu öğrencilere izin vermese de bu öğrenciler yerlerinden kalkacaklardır.

Kaynak: meb.gov.tr

Geleceğin Cahili Kimler Olacak?

"Geleceğin cahili, okuyamayan kişi olmayacaktır. Nasıl öğreneceğini bilmeyen kişi olacaktır." Alvin Toffler
“The illiterate of the 21st century will not be those who cannot read and write, but those who cannot learn, unlearn, and relearn. ”Alvin Toffler

17 Şubat 2015 Salı

Yalan Söyleyen Birini Anlamak

Her zaman kandırılan insanlar vardır. Bazılarıda bazı yalanlara kanarlar. Belkide ihtiyacınız olan yalan söyleyen birinin ele vereceği ipuçları.

Doğruyu söyleyenler göz teması kurarlar. Ancak utangaç olan insanlar için geçerli değildir bu durum.

İnsanlar ne söyleyeceklerini düşünürken yukarı ve sola bakma eğilimindedirler. Bir şeyler uydururken ise aşağı bakarlar. Ya da kapı pencereye bakıp kaçış yoluna bakıyor olabilirler. (Zihninin derinliklerinde kaçış yolu aramak için)

Mesela olan durumda bir değişiklik de yalan söylendiğinin işareti olabilir. Aniden daha az veya daha fazla göz kırpma.

Yüzüne bakın. Yüzünde çok kızarma veya beyazlaşıp solgunlaşma gibi gerginlik belirtisi oluyor mu? Bazı usta yalan söyleyenler ise yüz ifadeleriyle kendilerini ele vermek istemediklerinden sabit ve ifadesiz kalabilirler. Bu da bir gizlenme yoludur. Ancak kişinin bu sırada yüzüne dokunması, yüzünü kapatması ve özellikle çenesini veya burnunu sıvazlayıp gözlerini ovuşturması bazı diğer belirtiler olabilir.

Endişeli zamanlarda ses tonu yükselebilir. 

Vücudun bir yerini sürekli hareket ettirmek, bir nesle ile oynayıp durmak. Soru soran kişinin konudan dikkatini uzaklaştırmak.

Vücut kapalı bir pozisyondaysa örneğin; kollar kavuşturulmuş, bacak bacak üstüne atılmış, vücut biraz uzağa döndürülmüş, eller arkaya, ceplere veya birbirlerinin içine gizlenmiş yalan söylediğinden belki şüphelenilebilir.

Yalancılar genelde hızlı konuşurlar. Konuyu çabuk kapatmak için. Yahut yalanlarını inandırıcı kılmak için çok fazla bilgi uydururlar.

Çabuk savunmaya geçerler ve çabuk sinirlenirler. Hayatım üzerine yemin ederim. Bana yalancı mı demek istiyorsun? gibi.

Bir kişinin yalan söylemesini zorlaştırmak için üç tavsiye:

*O kişiden fiziksel olarak daha güçlü olduğunuzdan emin olun. Oturuyorsa ayağa kalkın.

*Size doğrunun söylendiğini anlayabileceğinizi gösteren açık bir vücut pozisyonunda olun. Bu bir güç göstergesidir.

*Sessiz kalmak da güçlü bir silahtır. Suçlu yalancılar sessizlik anlarını daha fazla yalan ve kendilerini mazur gösterme yollarıyla doldurma ihtiyacı duyarlar.




2 Ocak 2015 Cuma

Bilgilerin Beynimizde Depolanması

Bazı zamanlar;
 
kendi kendimize içimizden konuştuğumuz zamanlarda etrafımızda neler oluyor bitiyor anlamaya çalışırız. 
 
içimizdeki sessizliği sakin nefesimizle birleştirip anı yaşıyorsak aklımızdan çeşitli düşünceler akıp gider.
 
İşte böyle vakitler beynimizin gizli güçlerini kullanmak için doğru bir andır. Etrafımızda gelişen birçok ses, görüntü gibi durum varken dikkatinizi bunlardan birine vermeniz sizin duyusal olarak yaptığınız tercihi gösterecektir. Belki beyninizin içindeki seslerle konuşmaya devam ediyorsunuz. Belki o anki kuş seslerini dinliyorsunuz. Belki de size ders anlatan bir öğretmeninizi.
 
Gagne'in Bilgi İşlem Sistemi göz önünde bulundurulduğunda bilgi işlem sistemimiz etrafımızdaki uyarıcılarla duyusal kayıt alanımıza girer. Sonra kısa süreli belleğimize giren bu yeni bilgiyi yaklaşık olarak 20-30 saniye kadar saklayabiliriz. Tekrarla, uzun süreli belleğe aktarılan bu bilgi kodlama ile depo edilir.
 
Şimdi bir düşünelim. Dikkatinizi verdiğiniz konu nedir? O herneyse, unutmamak için uzun süreli belleğinizdeki depolama alanınıza aktarana kadar bir yol izlemeniz  gerekmektedir. Bu süreci izlerken sabırlı olmak gerekmektedir. Bazı kişilerin özel yetenekleri olduğunu ve hemen öğrendiklerini düşünürüz. Elbette bizden daha özel yetenekleri olan kişiler vardır. Ancak hemen öğrenebilmeleri için onlarında aynı bilgi işlem sisteminden geçmeleri gerekmektedir.